Mevlevilik’te Ney

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki en ilkel toplumlarda dahi müzik ve din iç içedir. İnsanın ve de tüm kainatın hiçlik sahasından varlık sahasına intikali yaratıcının “Kün!” (Ol!) nidasıyla, yani bir sesle başlamıştır. Daha sonra ise insana özel olarak “Elestü bi’rabbiküm” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) nidası, Yüce Yaratıcının insanı muhatap kabul etmesidir.

Diğer taraftan yaratılmış ne varsa hepsinin sonu da tabiri caizse bir enstrümanın sesiyle; İsrafil (a.s.)’ın “Sûr’a üfleyişiyle gerçekleşecektir. İki ses arasındaki bu evrenin içindeki en değerli varlık olan insanın, belki de içinde taşıdığı ilahi nefes dolayısıyla [Onun (Adem’in) şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın. Hicr29.] güzel sese karşı her zaman ilgisi olmuştur. Bu sebepler çerçevesinde dinin güzel sesten mahrum bırakılması söz konusu değildir. Cami ve tekke musikimizin muazzam gelişmişliği de bunun delili hükmündedir. Sesin ruh ve madde üzerindeki etkisi üzerine yapılmış bir çok araştırma da bize sesin görünmez ama büyük etkilerini göstermektedir. Tabi ki bu yazı bilimsel bir makaleden çok şahsıma ait bir deneme yazısı hükmünde olduğundan, bu bilimsel çalışmalardan detaylı şekilde bahsedemeyeceğiz.

Musiki çevrelerinin de malumu olduğu üzere Tekkeler halk nezdinde birer musiki yuvası hükmünde olup özellikle Mevlevi tekkeleri konservatuar görevi görmüş ve bu durum yüzyıllarca devam edegelmiştir. Süphesiz ki Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi Hz. lerinin musikiye, Türk Musikisi enstrümanları içerisinde de ney ve rebaba verdiği değer ve yüklediği anlam bu durumda oldukça etkilidir. Mesnevî-i șerîf’in kendisinin bizzat kaleme aldığı ilk on iki beytinin ilk mısraında neyden bahsetmesi, bu saza verdigi değeri göstermektedir. Bu beyti de şöylece paylaşalım:

Bişnev in ney çün hikâyet mî-küned
Ez cüdâyihâ hikâyet mî-küned

(Dinle neyden ki hikaye etmede
Ayrılıklardan șikâyet etmede)

Bilindiği gibi ney Mevlevilikte insanı temsil eder. Neyin kamışının sazlıktan kesilmesi insanın dünyaya gelip göbek bağının kesilişini temsil eder. İnsan vücudunda 9 adet dışarıya açılan çukur vardır. Neyde de 6 önde, 1 arkada, 2 adet de başında ve ucunda olmak üzere 9 adet delik mevcuttur. Kamışlıktan kesilen ney, açkısı yapıldıktan sonra yurdundan ayrılmanın kederiyle iniltiler çıkarmaya başlar. İnsanoğlunun asıl yurdu olan cennetten gurbet diyarı olan dünyaya ağlayarak gelişi bu temsille tam örtüşür. Üflendikce yanan ney her geçen gün daha yanık sesler çıkarır. İnsandan da aşk ateşiyle, ayrılığın kederiyle yandıkça hoş sesler, güzel sözler çıkmaya başlar. Aşk ateşinden yanan Mevlânâ’nın tüm dünyanın her yerine ulaşan öğretileri bu sesin güzelliğine örnektir.

Mevlevilikte ney anlayışı, dikkat edildiğinde Mevlevilik târikini tamamiyle kuşatmıştır desek yanılmış olmayız diye düşünüyorum. Yazımızın başında aktardığımız din-musiki ilişkisinin, Mevlevi âyinlerinin hangi manalarla yüklü olduğu konusu özelinde masaya yatırılması, bu konunun anlaşılması açısından elzemdir. Tabi ki bu akademik anlamda uzunca kaleme alınacak bir konudur. Biz burada özetle ifade etmeye gayret edeceğiz.

Mevlevi Ayini

Bir Mevlevi ayini “selam” ismi verilen dört ana bölümden oluşur. Selamlardan önce ayinin başında sırasıyla Na’t-ı Mevlâna, kudüm darbı (kudüm vuruşu), ney taksimi ve peşrev kısımları bulunur. 4’üncü selamın ardından son peşrev, son yürük semai, ney haricindeki bir enstrümanla yapılan son taksim ve aşr-ı şerif kısımları mevcuttur. 1’inci Selama kadar olan kısmın sembolizminden bahsetmemiz, neye yüklenen manayı aşikâr edecektir. Yüce yaratıcı evvela Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) nurunu yaratmıştır. Bu sebeple ayini şerif Efendimiz’den bahseden, O’nu metheden, O’na salât-ü selamlar barındıran Na’t ile başlar.

Ardından gelen kudüm darbı Alla hu Teâlâ’nin “OI!” emrini ifade eder. Sonrasında icra edilen ney taksimi ise yazımızın başında zikrettiğimiz Hicr Suresi 29’uncu Ayette geçen ilâhi nefesi temsil eder. Zira ney insan, neyzenin nefesi ise nefes-i İlâhi’dir. Uzunca icra edilen ney taksimi iniltilerle çilelerle dolu dünya hayatını anlatır. Taksim sona erdiğinde Peşreve başlanır. Peşrevin sonunda çok kısa bir ney taksimi daha yapılır ki bu taksim de İsráfil (a.s.)’ın Sûra üflemesidir. Akabinde 1’inci Selama giriş yapılır ki o ana kadar toprağı temsil eden siyah hırkalarıyla deveran eden semazenler, Sûr’a üflenmesiyle hırkalarını çıkararak topraktan çıkarlar. Hırkalarının altındaki bembeyaz tennureleriyle, yani kefenleriyle mahşer meydanına adım atmış olurlar.

Görüldüğü üzere ney yalnızca bir müzik aleti olmayıp muhteşem derinlik ve yoğunluktaki bir felsefeyi de boğumlarının duvarlarında gizlemektedir. Tek gözünü kapatarak neyin iç kısmına bakıp “Bunun içi bomboş. Nasıl ses çıkarabiliyorsunuz?” diyenlere, bu yazıyı okutarak “İçinin boş olduğundan emin misin?” diye sorabilirsiniz.

Muhammed TÜRE
Bartın Üniversitesi
İslami İlimler Fakültesi
İslam Sanatları ve Dini Musiki Öğretim Görevlisi

Bu yazıyı paylaş

“Mevlevilik’te Ney” hakkında 1 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir