Mesnevi’de Ney

Dinle, bu ney nasıl hikâye ediyor, ayrılıklardan nasıl şikayet ediyor. Beni kalmışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın… herkes ağlayıp inledi. Ayrılıktan parça parça olmuş kalp isterim ki, derdimi açayım. Aslından uzak düşen kişi, yine kavuşma zamanını arar.

Ben her toplulukta ağlayıp inledim. Kötü hâllilerle de eş oldum, iyi hâllilerle de. Herkes kendi düşüncesine göre benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı. Benim sırrım feryadımdan uzak değildir, ancak her gözde, kulakta o nur yok. Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lâkin canı görmek için kimseye izin yok. Bu neyin sesi, așk hüznünün ateşidir, hava değil…Kimde bu ateş yoksa, kendisi de yok olsun!..

Aşk ateşidir ki neyin içine düşmüştür, aşk coșkunluğudur ki şarabın içine düşmüştür. Ney, dosttan ayrılan kişinin arkadaşıdır. Onun perdeleri, perdelerimizi yırttı. Ney gibi hem bir zehir, hem bir panzehir, ney gibi hem bir hemdem, hem bir müştak kim gördü? Ney, kanla dolu olan yoldan bahsetmekte, Mecnun aşkının hikâyelerin söylemektedir. Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir.

Bizim kederimizden günler, vakitsiz bir hale geldi; günler yanışlarla yoldaş oldu. Günler geçtiyse, varsın geçsin; korkumuz yok. Ey temizlikte benzeri olmayan, hemen sen kal! Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı. Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir vesselâm. Ey oğul! Dünyaya olan bağını çöz, azat ol. Ne zamana kadar gümüş, altın esiri olacaksın?

Denizi bir kaseye dökecek olsan ne alır? Bir günün kısmetini. Harislerin göz testisi dolmadı. Sedef, kanaatkâr olduğundan inci ile doldu. Bir așk yüzünden elbisesi yırtılan, hırstan, ayıptan adamakıllı temizlendi. Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şad ol; ey bütün hastalıklarımızın hekimi; Ey bizim kibir ve azametimizin ilacı, ey bizim Eflâtun’umuz! Ey bizim Calinus’umuz!

Topraktan yaratılmış olan beden, aşktan göklere çıktı; dağ oynamaya başladı, çevikleşti. Ey âşık! Aşk, Tûr’un canı oldu. Tûr sarhoş, Mûsa da düşüp bayılmış! Zamanımı beraber geçirdiğim arkadaşımın dudağına eş olsaydım, sırlarına tahammül edecek bir sohbet arkadaşı bulsaydım, ney gibi ben de söylenecek şeyleri söylerdim. Gönüldeşinden ayrı düşen, yüz türlü nağmesi olsa bile dilsizdir. Gül solup mevsim geçince artık bülbülden maceralar işitemezsin.

(Mesnevi'den alıntıdır.)
Bu yazıyı paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir