NEY

Musiki ilmi, meşk ve icra ile doğrudan ilgilidir. Bu iki köklü geleneğin temelinde ise çalgılar yer alır. Çalgılar, tarihsel süreçte çeşitli değişimler geçirmiş, bazen de daha gelişmiş muadilleri nedeniyle terkedilmişlerdir. Yapıları, perde bağları ve perde oranlarıyla geleneği yansıtan çalgılar, musikinin değişiminin ve gelişiminin önemli kanıtlarıdır. Ney çalgısı da bu süreçten etkilenmiştir.

Yüzyılları birbirine bağlayan meşk zincirleriyle günümüze ulaşan ney, üzerindeki tarihsel zemini de beraberinde getirmiştir. Kamıştan yapısının üzerine, belirli oranlar kullanılarak açılan perdeler, neyden seslerin hangi aralıklarda çıkacağını belirmektedir. Oranlarla doğrudan alakalı olan perdeler bir yandan da neyzenin musiki algısıyla ve icra kabiliyetiyle şekillenmektedir. Bakımlı bir ney, perde aralıklarını, üzerinde çatlak ve kırık olmaz ise, uzun yıllar muhafaza edebilir. Çünkü ney, rutubetten etkilenmediğinden, zamanla yıpranmaz. Örneğin, Topkapı Sarayı Harem Envanterine kayıtlı 1718 tarihli ney, hala ses verebilmekte; böylece geleneğin perdelerini günümüze taşımaktadır.

Yıllandıkça kamış üzerindeki değişimler, kararma ve suyunu çekme șeklinde görülür. Böylece ney, neyzenin sesleri daha rahat çıkarabilecegi bir yapıya kavuşur. Hat sanatındaki kamış kalemlerde de, neyde olduğu gibi suyunu çekme meselesi önemlidir. Suyunu çeken bir kamış kalem, mermerin üzerine atılırsa tıpkı bozuk para atılmış gibi mermeri çınlatır. Kamış, bu değişim nedeniyle mürekkebi daha iyi alacak ve muhafaza edecek kıvama gelir. Bu durum, yıllanarak suyunu kaybetme neticesinde yeni bir hal alan kamışın kemikleşmesinin bir sonucudur. Bu yüzden bakımlı neyler yıllandıkçayıpranmanın aksine daha iyi ses verecek bir hale gelirler. Böylece geleneğin, izlerini günümüze taşırlar. (Alıntıdır)

Kaynak: Ney Açkısının Tarihi ve Teknik Gelişimi – Prof.Dr.Ali Tan

Sözlük anlamı olarak ney, kamıştan yapılan, kaval biçiminde ve yanık sesli bir üflemeli çalgı demektir. Düzenli bir eğitim ve istekle günde yarım saatini ayırıp üzerine giden herkes ney üfleyebilir. Çok özel bir yetenek gerektirmese de onun istediği sadece bir heves değil tutku’dur…

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V) damadı Hz. Ali’ye bir sır açıklamış. Hz. Ali ise sabredemeyip, bu sırrı bir kuyunun içine fısıldamış. Daha sonra; Allah, o kuyuda son derece uzun bir kamış yaratmış. Oradan geçmekte olan bir çoban da bu kamışın ucunu keserek kendine bir kaval (ney) yapmış. Bu çobanla günün birinde karşılaşan Hz. Muhammed (S.A.V.), Hz. Ali’ye açıklamış olduğu sırların çobanın kamışından çıktığını duymuş. Hz. Ali, yaratılan mucizeyi görünce de Hz.Peygamber’e olan sevgi ve bağlılığına şükretmiş. 

“Bir günaha, bin ah etmek gerek; bin günahım var, bir gün ahım yok benim.”

Bu yazıyı paylaş